
“Nihat Özdal’ın Umami’deki şiirleri, bir harmanlama: Şair, şiirin dilsel olanaklarının ayırdında, kendini yemek, mutfak, toprak kültürleriyle harmanlayarak okuyucuya sunuyor. Umami gibi bir tadın peşinde- keskin tatlardan ayrı: ne acı ne tatlı ne de ekşi. Yüzeylerde dolaşarak bilineni çarpıcı yapmayı, kişisel kendi olma tarihini paylaşmayı, dünya ve coğrafyanın dildeki tadını ve dilin umami tadını harmanlıyor. Şiir, derinlere dalma olanakları sağladığı gibi yüzeyde dolaşmayı renklendirme olanakları da sağlar. Dil ve damak denli gözü de düşünmüş Özdal; okuyucuyu kendi kişisel yolculuğunda hırpalamadan sarsmak için. Okuyucuyu renklerle, ince ince sarsma denemesi her şiir. Beklenmedik anlarda sarsıyor okuyucuyu. Okuyucu da harmanlanıyor şiire; okuyucunun beklediği sorulara beklenmedik yanıtlar vererek.”

MEYVELER ASLINDA SUDAN DAHA ÇOK GÜNEŞİ SEVER. GÜÇLÜ AROMALARINI HEP DAHA SICAK İKLİMLERDE BULURLAR.
Kolomb, 1492 yılında Amerika’ya gittiğinde kıtadaki domates, biber, patateslerden henüz Asya ve Avrupa’nın haberi yoktu. Anadolu’ya bu sebzelerin geliş tarihleri de çok eski değil. Peki bu çok uzak olmayan geçmişte mutfağımızda neler vardı? Nihat Özdal, çocukluğunun geçtiği Fırat Nehri kıyısındaki meyve bahçelerinden, babaannesi Dünyazad’ın yaptığı meyveli yemeklerden yola çıkarak bugün halen Anadolu’da yaşatılan 100 meyveli yemek tarifi ile bu meyvelerin Anadolu ve kendi tarihiyle ilişkilerini sofraya koyuyor.
Afiyet olsun.

İnsanoğlu ilk günden beri kurdukları şehirlerin yerini “su”ya yaslanarak belirlemişlerdi. Bir nehir, bir göl, bir deniz veya okyanus. Su şekillendirmiştir dünyayı. Dünyanın kaderini de… Nil deltasını anlamaya çalışan Antik Mısırlılardan Yeni Dünya’yı bulan kâşiflere kadar. Şair Nihat Özdal, su ile özel ilişki kuranlardan. Sadece üstten değil, o dünyayı “içten” de anlamaya çalışanlardan. Bazen bir fotoğraf makinesiyle bazen dalış ekipmanıyla. Su Seyahatnamesi onun iç içe diyalog kurduğu sulara ve çevresindeki şehirlere dair “an”lık günlükler, seyahat notları. Derine inmek isteyenlere…

Parçaların tarihi dünyayı ararken başladı. Yükü taşıyamayandan almak için yeni aletler icat ettik. Bütün görevini tamamlamıştı. Doğanın ya da üretimin yanlışlarını düzeltmemiz gerekiyordu. Devam için otlar kadar yetenekli olsaydık, kesmek yerine kırılmanın kıymetinde kalırdık.

Anadolu üç yanı denizlerle çevrili bir su coğrafyası, dağların yükselişinde çatlağı genişleten ve derinleştiren nehirler ve göller de bu tanıma dahil. Dalış tarihi biraz avcı toplayıcılarla bu deniz, göl ve nehirlerde başlıyor, Göbeklitepe ve Karahantepe’yi kuranlar bu konuda da maharetliydiler. Yine tarihin ilk aletli dalışı bu coğrafyada Asurlu savaşçıların koyun/keçi postlarını dalış tüpü niyetine kullanmasıyla başlıyor. Sualtındaki Hafıza tarihinde büyük medeniyetlere ev sahipliği yapan Fırat Nehri’ne derinlemesine bakıyor.

Keklik Bilgisi, tarihsel kültürel dokularla ilerleyen, kekliğin coğrafya çağrısını, kökensel varlığını katmanlı ve ayrıntılı bir şekilde inceleyen özel bir çalışma. Nihat Özdal; Keklik Bilgisi’yle farklı alanların ortak sesini yan yana getiriyor.


“Caz ve Muvaşşah” müzikle şiirin kusursuz bir uyum içinde karıştığı ve bu uyumun ahenkli bir hazzı tetiklediği dinamik bir yapıt olması yanı sıra Türkçenin de ilk telif muvaşşah şiir kitabı olma orijinalliğini taşıyor. Orlando Poetry Art’ın “16” adlı serisinin başlangıç eserlerinden olan Caz, yalnızca 72 adet basıldı ve her bir nüshası numaralandırıldı.

Bir yolu değiştirmek, tüm yolları değiştirir. Bu yüzden kil bilyeleri içinde saklıyorum bakabildiklerimi. Yosun ve kabuklar denizi derinleştirir. Meziyet konusunun yanıtı belirlemektir. Olduğun, güçlüğün, gerekmediğin, doğurduğun, doğruladığın kendi yöntemini bulmayı başarır. İşlenmeden ve varmadan bırakılmış yelkenler gördüm.
Rüzgârda ilerlemeyen şeyler kıvrılır.
Geçiyor dudağının kuruduğunu anlamadan kayalar, bir yol değiştirdim.

“Kuş Pencereleri” kitabı Nihat Özdal’ın Antakya, Gaziantep, Halfeti, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adıyaman, Mardin, Midyat evlerinde yaptığı ziyaretlerde belgelediği, taş ustalarının daha çok güvercinler için yapmış olduğu pencereler üzerine yazmış olduğu denemelerden oluşuyor. Kitapta, fotoğrafların yanı sıra sanatçı Beste Dündar’ın çizimleri yer alıyor. Kitapta yer alan pencerelerin önemli bir bölümü yakın zamanda yaşadığımız büyük depremde yok oldu.

Anadolu üç yanı denizlerle çevrili bir su coğrafyası, dağların yükselişinde çatlağı genişleten ve derinleştiren nehirler ve göller de bu tanıma dahil. Dalış tarihi biraz avcı toplayıcılarla bu deniz, göl ve nehirlerde başlıyor, Göbeklitepe ve Karahantepe’yi kuranlar bu konuda da maharetliydiler. Yine tarihin ilk aletli dalışı bu coğrafyada Asurlu savaşçıların koyun/keçi postlarını dalış tüpü niyetine kullanmasıyla başlıyor. Sualtındaki Hafıza tarihinde büyük medeniyetlere ev sahipliği yapan Fırat Nehri’ne derinlemesine bakıyor.